| Sabahın üstün teknolojisi!! |
20 yıl önce, 20 yıl sonra.. Photoshop evriminden başka değişen ne oldu bu ülkede? Süleyman Rodop yahu, var mı ötesi?
Bu ülkenin devir daimine sıçayım arkadaş, başka da hiçbirşey demem!
Avrupa "Fatih"ine hazır olun minvalinde birşeyler karalamak istiyordum sezon başından beri, bir türlü toparlayamamıştım. Şimdi Pan'in "Yabancı" başlıklı yazısını okuyunca parçalar iyice yerli yerine oturdu, artık bu ihtimalin daha da güçlü olduğunu düşünüyorum. Klişelerle ifade edecek olursam, Galatasaray'da gördüğüm yönetim zaafiyeti, otorite boşluğu, takım içindeki sevgisizlik, vs. gibi herşey giderek "tam yetkilerle donatılmış(!)" bir sportif direktörün eksikliğini hissettirmeye başladı! Muhtemelen spor dünyasının bilirkişileri de bu konuya eğileceklerdir bu aralar. Şu anki ortam sanki birilerinin yolunu açacak gibi
Bu konunun üzerinde daha fazla durmadan, Pan'in yazısına yorum niteliğinde devam edeyim. Mourinho ve Van Gaal'in nefretten, negatif enerjiden, sanal veya gerçek düşmanlar yaratmaktan beslenme yöntemleri Fatih Terim'inkilerle oldukça paralel. Ancak Pan'in de değindiği ve Rijkaard'ın da daha gelir gelmez "sizde herşeyden az az var, ama hiçbir şey tam değil" şeklinde ifade ettiği, Türkiye'nin ne batılı, ne doğulu olarak sınıflandıramayacağımız kendine has kültürü, FT'nin büyümesi için doğal bir habitat, adeta bir kültür ortamı. Ki zaten FT de uzaydan gelmiş falan değil, bu toprakların, bu suyun adamı, ve sanırım bu ülkenin tüm arada kalmışlıklarını genlerinde barındırdığından bir dönemin futbolcularını, yönetimini ve medyasını aynı anda başarıyla idare edebildi.
Amma ve lâkin Pan'in "yozlaşma" olarak ifade ettiği süreç FT'nin başarılı dönemi sonrasında inanılmaz bir hız kazandı. İtalya deneyimi hem kendisinin değiştiği, hem de bu süreçte daha önce kolayca yönetebildiği futbolcuların, basının palazlandığı, eski yöntemlerle idare edilemez hale geldiği bir dönem oldu.
Bu yüzden başarı keşke FT ile değil bir Van Gaal, bir Mourinho, veya x bir yabancı ile gelseymiş diye düşündüğüm çok oldu. O zaman bilgiye, teknolojiye, çalışmaya aç bir toplum olarak "hiç" olduğumuzu düşünmeye, batılıya hayran hayran bakmaya devam ederdik.
Bu düzende medyanın değişeceğini ve teknik direktörler için "evrensel kıstaslarda" bir muhattaba dönüşeceğini düşünmüyorum, çünkü bu düzenden en çok beslenen onlar. Bizi buradan sıyıracak olan şey öncelikle her türlü sportif ürünün (kanallar, gazeteler, lisanslı ürünler, maç biletleri, vs.) alıcısı olan sporseverler. Talebin arz kalitesini belirleyebildiği bir ortamda idarecilik anlayışı da değişir, yazar/yorumcu bozuntuları da.
Velhasıl, Rijkaard giderek daha da yabancılaşıyor, ama bize değil kendine. Bize yabancıydı zaten, bir yıl sonunda şu aralar değişmekte olduğunu gördüğüm şeyse bu adamın saha kenarı ve basın toplantılarındaki tepkileri. Artık daha fevri, yönetimle olan uyuşmazlıklarını ifade etmekte daha açık, mutsuzluk ifadeleri daha net. Bu takımda savaş çoktan başlamış, fazla da uzun sürmez. Getirirken devrim diyenlerin bu konuda ne kadar kararlı olduklarının sınanacağı bir dönemde bile değiliz, kendinizi kandırmayın. Olan şu, Rijkaard ve ekibi göz göre göre gönderiliyor, hem de sadece kendilerine huzurlu(!) ve zengin(!) bir çalışma ortamı sunan yönetim tarafından değil! Bana kalırsa öğrencileri de imparatorun huzuruna çıkmayı bekliyor.
İki "yabancı", Skibbe ve Rijkaard... "Hocamızı çok seviyoruz" derlerken hal böyleyse, hafazanallah nefret falan etmesinler!
Copyright 2010 Kalender Libero.
Theme by WordpressCenter.com.
Blogger Template by Beta Templates.