politik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
politik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2011 Pazartesi

Ben 11 yaşındaydım. Sıradan bir vatandaş olarak, 18 senedir evimin önünde herhangi bir mayına basmadığım, arabamda bomba patlamadığı ve bakkala giderken kafama sıkılmadığı için; yüce 'devlet'ime teşekkür ederim.
.
www.tips-fb.com

19 Ocak 2011 Çarşamba

Birşeyler yazmak isterdim. Ama biliyorum ki ne yazarsam yazayım, iki-üç gün sonra samimiyetsiz gelecek kendime yazdıklarım. Böyle zamanlarda hep utanmışımdır. Aynaya bakıp da "sen misin ulan o ultra-solcu lale?" diye sormadan;

Bir resim, bir de eser bırakıyorum altına. Birleştirip anlamak, sizin elinizde. Toprağı bol olsun üstadın.



www.tips-fb.com

7 Aralık 2010 Salı

Bu suratın çoğu bünyede sevimli hissiyatlar oluşturmadığı doğrudur. Karşı devrim sonrası oluşan ve olgunlaşan medya profilinde, daha birçok başka ülkede örneğine rastlanacak şekilde, başka bir medya, başka bir dil de peşi sıra gelir; ve bugün Engin Ardıç, özellikle benim kuşağımın içine doğduğu bu medyanın tam merkezidir, Erman Toroğlu'sudur. Başka bir deyişle, yeni yetme bir Taraf yazarından çok daha hallicedir, "kaşarlanmış" tır. Yarın mevzular terse döner, çarşı karışır; herkes okka altına gider, Engin yine yazmaya devam edecektir, orda olacaktır. Burgaz'da, rahmetli Barba'nın mekanında da rastlamışımdır birkaç kez. Meclisi şenliklidir, iyi de içer. Bugün o diyonizyak hayatından küçük tavizler vermiş midir, bilemem..

Ben lafı uzatıp Engin Ardıç'a altlı üstlü gider yapacak değilim. Sadece eskilerden, enteresan bir video paylaşmak istiyorum.  Uzan'ın yurtdışı üzerinden yayın yapan yarı-legal kanalı Ztar 1'de yorumculuk yaptığı yıllardan. Sene tahminen 1992-94 arası birşeyler.  Öyle bir zaman dilimi ki bu, bana göre hem dünya, hem de Türkiye yakın tarihi için 90ların başı, en soğuk, en tuhaf evrelerden biridir. Çok kısa sürede, tüm bir yüzyılı etkileyecek olaylar olmuştur, ama tanımı tuhaftır. "Kayıp kuşak" denmiyor boşuna. Hatta bugün bile en ufak bir darbede içimizde kusursuz nihiliste sarılmamız, hep kuşağın mirasıdır.
Engin bey, işte böyle bir dönemde; haber sonrası yorumculuk yapıyor, ve aşağıdaki ulusa seslenişi gerçekleştiriyor. Burda önemli olan, ne anlattığı değil, neden anlattığı...

  "...faşitlerle uğraşırken komünistleri unuttuk.."     diye söze giriyor Ardıç.. akabinde;



 Dile takıldığınız zaman pek çok şeyi es geçiyorsunuz. Hani bir nevi, siz de o "gerizekalı" lardan birisiniz ve vereceğiniz her türlü reaksiyon da Engin için tam 90'a takmalık bir orta. Bu yüzden boştur Engin Ardıç'a kusmak..

Herşey olur, herşey geçer. Diyorum ya, Engin yine kalır orda. Çünkü o aslında senin tanımladığın hiçbirşeyi üstünde kalıcı olarak taşımaz. O gün yine sorsan hani, "Engin ne ayaksın?" diye.. Hoca durur mu, yapıştırır cevabı;   "Şerefli bir anti-yamyamım..!"
www.tips-fb.com

12 Ekim 2010 Salı


Kimileri Banksy'nin 20 century fox'a rağmen bunu nasıl yaptığını merak ediyor. Kimilerine göre ise; 22 senesini doldurup monotonlaştığı söylenen şova ses getirmek için özel olarak yapılmış bir hamle bu.

Her ne olursa olsun, bu bir yüzleşme de olsa, ilgi çekme metodu da olsa, storyboard'una efsane Banksy'nin el atıp tasarladığı bu intro, pek tabi ki uzun yıllar unutulmayacak.
www.tips-fb.com

5 Ekim 2010 Salı


Federal meclise seçilmiş, sosyalist partiden.Romario'ya nasıl hayran bir adam olduğumu anlatmama lüzum yok.  Şimdi başka bir ortamda, futbol üstü bir biçimde anıtlaştırılacak olması hemen hemen garanti olsa da, bunun çok da kötü birşey olduğunu söyleyemem. Varsın olsun. Üstelik resmi istatistikler ne derse desin, Romario'nun Brezilya'da en sevilen adamlardan biri olduğu,halk arasında Pele'den kat kat fazla sevildiği de bir gerçek. Pele şimdiye kadar çoktan  "Sambadan sorumlu devlet bakanı" yoluna baş koymadıysa, nedeni de bu seçimlerde çuvallama korkusudur kanımca.

"Zaten Barca'da oynarken zapatistalarla görüşürdü" falan filan gibi neşeli cümleler de türeyecektir. Direnişin sesi Romario :) Herşeye rağmen bütün arızalığıyla güzel adamdır ve samimiyetinden şüphem yok. İyi ki onu izleme şansına sahip olduk.
www.tips-fb.com

Ünsal Oskay'ın ölüm yıldönümüne yaklaşık 15 gün var aslında. Fakat onu, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi "öğretmeni" (belki de en güzel marksisti) olarak tanımladığım bu güzel adamı, tek bir günde, gelir-geçer bir sayfa üzerinde rutince anmaktansa, tüm ekim ayını onun insancıl güzelliğine ayırmak istedim ben.

İyi kötü "söz" üzerine bir paylaşım bu; ve her ne samimiyette olursa olsun, gündelik varoluş biçimimizin içindeki "sıradan insan" kabuğumuzu bir şekilde bu tarifi geniş zamanlı  "söz" le kırabiliyoruz. O sözün şekli de, içeriği de, bizim dışımızda bir güzergah izleyen bu 'sıradan insan' ı değil,  kendimizi temsil ediyor.Bu söz bazen bir kelimedir, bazen anlamını zamana bırakan bir sestir, bazen bir renktir, bazen bir görüntüdür.

www.tips-fb.com

28 Eylül 2010 Salı


'Ötekileştirme'den söz açıldığında, gündemin en altında kendine yer bulur cinsel kimlik. Bu konuyu daha önce burda biraz anlatmaya çalışmıştım. Aslında bu yadsımanın sebebi hala belirsizdir. Marx'ın ve saf Feminizmin tarihsel akışı dayandırdıkları yer çoğu noktada kesişse de, bir çok anlamda da ayrılır bu bağlamda, ve bizim için şüphesiz ki Marx'ın ekseni genel çerçevede daha ağır basıyor.

www.tips-fb.com

2 Temmuz 2010 Cuma

"Yek helu vu hezar helu" (Bir şeftali bin şeftali) Çocukluğumdan bugüne, kafama en çok kazınmış kitap budur. Öyle ki, bu kitabı okuduğum koltuğu bile hatırlarım. Okumak ve hayata bakışımız arasında bir bağ kuruyorsak şayet, kesinlikle bunu en iyi özümseyen zamandır çocukluğumuz. Çünkü ne ergendeki heves ve saplantılar vardır çocukta, ne de yetişkindeki körelmiş sağ duyu. Çocuk için olaylar ve mekanlar basit birer ayrıntıdır, bizim ayrıntı dediklerimizse heyecan sebebi. Bir elma, bir ağaç ya da bir adamın bıyıkları, hiçbir motif zorlaması olmadan, koşulsuz bir delilikte benimsenir çocuk tarafından.Hisseden kıssa çıkartırlar. Ve bu hayat boyu sürer. Ben böyle okudum Samed Behrengi'nin bu kitabını. Halbuki o zamanlar ne bu adamın 29 yaşında İran'da katledilen sol görüşlü bir öğretmen olduğunu biliyordum, ne de okuduğum kitabın yasaklı olduğunu.


Aziz Nesin de; Behrengi'den sonra en çok hatırladığım yazardır çocukluğumda. Bu iki yazarın da ortak özelliği, içinde bulundukları baskı ortamından dolayı, yazdıkları çocuk kitaplarında alt metin festivali yaşanmasıdır. Ve fakat işin güzelliği şu ki, o alt metinden zerre bir bok anlamadığımız halde, yine de çok güzellerdi bizim için. Gümüş balıklarının birlik olup köpekbalığını alt etmesi, dağı sırtında taşımaya çalışan adam, ormanlar kralı sinek ve buna bağlu absürd sistemler. Hepsi Aziz Nesin ustanın ellerinden ve naifliğinden birebir yansımış tasvirler. Sonra ne tesadüf ki, bu naiflik hiç şaşmadı. Koskoca bir vakıf oldu.


Çok merak ediyorum, acaba benim çocukluğum nasıl reaksiyon gösterirdi bu olaya? Bu iki adamdan birinin boğulup suya atılması, diğerinin de diri diri yakılmaktan son anda kurtulması, hayatla küçük yaşta oluşturduğumuz eksenin neresinde duruyor?

www.tips-fb.com

2 Haziran 2010 Çarşamba



Madonna'sından, Brad Pitt'ine ortalığı kırıp geçiren bir güruh varken, nedense manga kızları gibi ellerini kavuşturup, ıslak gözlerle Obama'nın başkanlığını destekleyen bir kesim de mevcuttu ülkemde. Anasını satayım, "iyi adam" "kötü adam" kriterlerimiz o kadar çocuksu ki, kızamıyorsun da aslında.

  Ortalama bir mizah anlayışı, çağdaşımsı bir ahlak konsepti, sımsıcak bir siyah aile, oğlanın beyzbol maçı, hanımın armutlu payı falan. Bu fotoğrafın samimiyetini de yine "rastgele" bir kritere göre ölçen kalifiye anarşistler. Ulan hadi Madonna'nın dangalıklığı onu bağlar, bize ne de,ya benim artistime ne oluyor, onu bir anlasam? Hayatta herşeyin net olanı güzel usta, nostaljiye sürükleyen budur aslında bizi. Mussolini'ye bakarsın,  Pinochet'e bakarsın, Freddy Krueger'a bakarsın,Nuri Alço'ya bakarsın, Bush'a bakarsın; lanetlersin bu adamları, hah dersin, bunlar kötü kişiler,hem de iğrenç ve pisler. Tarih de fişleyip rafa kaldırır. Ama Obama'lar sap gibi elinde kalır, nereye ekleyeceğini sen bile şaşırırsın. Bu "kaotik karizmatik şerefsiz" hadisesi
Darth Vader'la girdi hayatımıza, o gün bu gündür  diyalektik ve angutluk başabaş zirve yarışındalar..

"Hitler'in kıymetini bilemedik" kavmi. Siz bambaşka bir alemsiniz.  Bu "angutluk" ekseninde dünya bir yana, sizin antisemitizminiz bir yana.. Ama o konuya girmeye mecalim yok şimdilik. Tek dileğim es kaza bir mucize olsa da, herhangi bir zaman boşluğuna düşüp orda bütün gün feysbuk grubu falan açın. Genç yaşımda hayattan soğuttunuz lan beni..
www.tips-fb.com
www.tips-fb.com

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Lisedeyken afacan bir arkadaşımız, Felsefe hocamıza "hocam sokrates şöyle böyleymiş doğru mu?" gibi afacan bir soru yöneltmişti. Hoca başını öne eğip "evet çocuklar böyle birşey var" dedikten yaklaşık bir 5-10 saniye sonra da "ama aktifti!" diye bombayı da patlattı. Eğer bu anlattığımın tek kelimesi yalansa şurdan şuraya bloglamak nasip olmasın.



Mizahın ne olduğuna dair sayısız önerme var. Buna ontolojik bir yaklaşım mı getirmek lazımdır bilmiyorum.Fakat şunu biliyorum; ne felsefe hocamız Feridun bey homofobikti, ne de ben yukarda anlattığım şeye dakikalarca gülerken kafamdan helenistik döneme ait münasebetler geçiyordu.

Bir dönem Fowler için eşcinsel lafları dolanıyordu, o gündemi hiç takip etmediğim için sonucunda nedir ne değildir hiç bilmiyorum.Zaten ortada komik ya da ilginç olan birşey de yok, bana ne ki?



Fakat İbrahimovic-Pique olayının mizah konusu olması gayet anlaşılabilir birşey. İki tane iri kıyım, sert mizaçlı topçu, o anda her ne yapıyorlarsa-ki konu bu değil-gayet romantik bir 'frame' de sabitleniyorlar. E bu da komik be usta. Olayın öncesinde ne olduğu, ya da sonrasında arabaya binip nereye gidecekleri değil konu, mizah böyle şeyleri sorgulamaz ki. Bunu eşcinsellik üzerinden değil, "beklenmeyen" üzerinden konuşmak bence doğrusu.Şayet o karede donanlardan biri Tansu Çiller, diğeri de Kobe Bryant olsaydı, en hetero haliyle bu da komik olurdu. Ha bunu uzatıp günlerce geyiğini yapmak başka bir angutluk, orası kesin de,komikse komiktir.



Homofobi, ötekileştirme başlığı altında incelenmesi gereken çok ciddi bir problemdir ve bu konu üzerinde ciddi şekilde durulmalıdır. Fakat keşke homofobi dediğimiz şey, bahsi geçen fotoğraf karesi üzerinden mizah yapmak kadar basit birşey olsa. Ben bir eşcinselin bu konudan rencide olacağına inanmıyorum, zira eşcinselleri kümeleyen ve "eşcinseller" tanımı altında onun haklarını savunan insan, gayri ihtiyari bir ötekileştirmeyi de beraberinde getiriyor sanki. Kişinin cinsel tercihi özbilincini oluşturmaz.Nasıl ki "heteroseksüeller" diye bir tanım kullanmıyorsak,bu da yanlış,çünkü bu kümelemeyi yaparak baştan marjinalleştiriyoruz olayı.

 Bizim gibi güce tapan toplumlarda herşey hiyerarşideki yerinize bakar. O hiyerarşideki yerin yukardaysa i.ne de olursun, fille de sevişirsin, kimse de sesini çıkarmaz. Ama bu kastta aşağı düştükçe, yanındaki "tanıdık" olanın kafasına bir vuruyorlarsa, her şekilde "öteki" olana da iki vururlar. İşte homofobi de, ahlaki açıdan burda değerlendirilmesi gereken olgulardan biri. Ötekileştirmek, birşeyi sevip sevmemek,komik bulmak bulmamak değil, gözüne kestirebildiğini bütünüyle yok saymaktır. Hakkını gasp etmeye uğraşmaktır.



Yoksa iki futbolcu arasındaki yakınlaşmanın şakası yapılır.Bundan sayısız element de devşirilir.,yeter ki o mizah sağlam olsun. Gerisi laf-ü güzaf..
www.tips-fb.com
 

Copyright 2010 Kalender Libero.

Theme by WordpressCenter.com.
Blogger Template by Beta Templates.